Blog Sayfası

HomeSahabe HayatıEbû Ubeyde bin Cerrah Radıyallahu Anh

Ebû Ubeyde bin Cerrah Radıyallahu Anh

Dünyada iken cennetle müjdelenen 10 sahabeden (Aşere-i Mübeşşere) birisi olan Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.), İslam’a ilk gönül verenlerdendi. Asıl ismi “Âmir,” künyesi “Ebû Ubeyde”dir. Dedesine nispetle de “Ebû Ubeyde bin Cerrah” olarak meşhur olmuş­tur. Sülalesi yedinci karında Rasulullah’a (s.a.v) ulaşmaktadır.

Rasulullah (s.a.v); “Her ümmetin bir emini vardır. Bu İslam ümmetinin de emini Ebû Ubeyde bin Cerrah’tır”(1 )buyurarak onu övmüştü. Hatırlanacağı üzere, Rasulullah’a (s.a.v) bir lakap da “el-Emîn” idi.Nitekim Ebû Ubeyde’nin Müslümanlar arasında lakabı “Eminü’l-Ümme” idi.

Yemenliler, Rasulullah’tan (s.a.v) İslamiyet’i ve sünneti öğretecek bir kişiyi is­te­dik­le­rinde Rasulullah (s.a.v), Ebû Ubeyde’yi (r.a) göndermişti.

Müslüman olduğunda genç yaşta baba ocağından ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Müşrik babası, onu eve koymuyordu. Ailesiyle birlikte çok zor şartlar al­tında dinini yaşamaya çalıştı. Habeşistan’a hicret yolu açıldığında müşriklerin eza ve cefasından kurtulmak için oraya hicret etti. Daha sonra da Medine’ye hic­ret ederek Rasulullah’a (s.a.v) kavuştu. Rasulullah (s.a.v), Muha­cirlerle Ensar’ı kardeş yaptığında Ebû Ubeyde’nin (r.a) Medinelilerden kardeşi Sa’d bin Muâz’dı (r.a).

Cesur bir sahabi ve kahraman bir mücahit olan Ebû Ubeyde (r.a), bütün savaş­larda Rasulullah (s.a.v) ile birlikteydi. “İslam’ın en mühim savaşı” olan Bedir’de üs­tün gayret sarf etmişti. Kendisi müminlerin safında, babası Abdullah da müşrik­lerin arasındaydı. Babasıyla karşı karşıya geldi. Babası peşini bırakmıyordu. Öldürmek için fırsat kolluyordu. Ebû Ubeyde ise, müşrik babasının kanını dök­memek için değişik yerlere geçiyordu. Fakat bir türlü elinden kurtulamıyordu. Nihayet babasını dinine feda etti. Bu hadise üzerine; “Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerin, babaları veya oğulları veya kardeşleri veya soyu sopu, aşiretleri olsa da yine Allah ve Peygamber’ini düşman tutanlara dostluk ettiğini göre­mezsin.”(2) âyeti nazil oldu.

Uhud Savaşı’nda müşrikler Rasulullah’ın (s.a.v) üzerine hücum et­mişler, yüzünü yaralamışlar, mübarek dişlerini kırmışlardı. Rasulullah’ın (s.a.v) miğferinden kopan iki halka yüzlerine batmıştı. Ebû Ubeyde (r.a), Rasulullah’ı (s.a.v) bu hâlde görünce dayanamamış, Rasulullah’ın (s.a.v) yüzüne batan halkaları dişle­riyle çekerek çıkarmıştı. Bu yüzden ön dişlerinden ikisi kırılmıştı.(3)

Daha sonra Rasulullah (s.a.v) ile birlikte bütün gazalara katıldı. Her birinde üstün fedakârlık numuneleri sergiledi.

Ebû Ubeyde (r.a) temiz kalpli bir insandı. Rasulullah’dan (s.a.v) aldığı bir emre nefsi­ni feda eder derecede feragat gösterirdi. Selâsil Vakası’nda Amr İbn Âs’ın, Ebû Ubeyde’ye ya­nındakilerle birlikte kendi idaresine girmesi yolunda yaptığı tek­life itiraz etmemişti. Ona Resûl-i Ekrem’in “Amr İbn Âs ile ihtilaf çıkarma.” sözünü hatırlatarak, “Sen beni dinlemezsen de, ben seni dinlerim.” demiş, onun emrinde hareket etmişti.

Rasulullah (s.a.v) onu Habat Gazvesi’ne memur ettiğinde 300 sahabiyle yola çıktı. Yolda erzak bitince, 200 hurmayla birkaç gün idare ettiler. Bütün yiye­cekleri bitip de sahile varmışlardı ki, koca bir balığın kıyıya vurmuş olduğunu gördüler. Ondan günlerce yediler. Daha sonra Ebû Ubeyde (r.a), müşrik­lerin kervanını gözetlemek için emrine verilen birliği, vazifesini bitirdikten son­ra sağ salim geri getirdi.

Rasulullah’ın (s.a.v) vefatından sonra hilafet meselesinde müminler halifeliğe Ebû Bekir, Ömer ve Ebû Ubeyde’yi (r.anhum) layık görüyorlardı. Rasulullah (s.a.v )bir hadis-i şeriflerinde Ebû Bekir ve Ömer’den sonra, Ebû Ubeyde (r.anhum) için de, “Ne iyi adamdır…”(4) buyurmuştu. Ebû Bekir;. Ömer’le Ebû Ubeyde’yi (r.anhum) elleriyle tutarak; müminlerin, ikisinden birisini halife seçmelerini teklif etmişti. Ebû Bekir’i (r.a) kendilerine tercih eden bu iki zat, onun seçilmesine karar verdi­ler.

Ebû Ubeyde (r.a); idaresi, dirayeti, üstün aklı ve zekâsı ile, öne çıkmıştır. Ömer (r.a) kendisinden sonra halifeliğe en layık kimse olarak Ebû Ubeyde’yi (r.a) görüyordu.

Ebû Bekir’in (r.a) hilafete geçmesinden sonra Ebû Ubeyde (r.a), Şam ve civarının fethi için vazifelendirildi. Başta Humus ve Şam olmak üzere Antakya’ya kadar olan yerleri, Ebû Ubeyde’nin kumandasındaki İslam mücahitle­ri fethetti. Daha sonra Kudüs’ü muhasara eden Ebû Ubeyde, Kudüslüleri sulhe razı etti. Fakat Kudüslüler barış akdinin Ömer’in (r.a) bulunmasıyla mümkün olacağını söylediler. Medine’ye haber gönderen Ebû Ubeyde (r.a), Ömer’i (r.a) davet etti. Ömer (r.a) de yerine Ali’yi (r.a) vekil bırakarak Kudüs’e varmak için yola çıktı. Günler süren meşakkatli yolculuktan sonra Kudüs’e vardı. Kudüs’ün anahtarını teslim aldı.(5)

Ömer (r.a) devrinde Müslümanlar arasında kıtlık baş göstermişti. Ömer (r.a), valilerden yardım talep etti. Ona ilk yardım eden, Ebû Ubeyde (r.a) oldu. Şam valisi olan Ebû Ubeyde, 4000 yük zahireyi bizzat Medine’ye kadar götürerek Medine civarındaki Müslümanlara taksim etti.

Ebû Ubeyde çok sade bir hayat yaşardı. Onun bu husustaki ölçüsü, Rasulullah’ın (s.a.v); “Sizden en çok sevdiklerim ve en yakınlarım, bana benden ayrıl­dıkları hâl üzere ulaşanlardır.”(6) hadisiydi.

Ömer (r.a), halifeliği sırasında Şam ve civarında çıkan veba hastalığını yerin­de görüp incelemek üzere Şam’a gitmişti. Etrafına toplanan şehrin ileri gelenle­rinden, “Kardeşim Ebû Ubeyde nerede?” diye sorduğunda, “Şimdi gelir.” dedi­ler. Az sonra Ebû Ubeyde (r.a) bir deve üzerinde geldi.

Ömer (r.a), Ebû Ubeyde’ye (r.a), kendisini evine davet etmesini söyledi. Valinin yaşayışını gözleriyle görmek istiyordu. Birlikte eve geldiler. İçeriye gi­ren müminlerin emîri, evin içinde kılıcı, zırhı ve birkaç parça da ev eşyasını gördü. Bunun üzerine Ömer (r.a), “Senin bunlardan başka bir şeyin yok mu?” di­ye sorunca, “Bunlar benim ihtiyacım için kâfidir.” diye cevap verdi. Gözleri yaşla dolan Ömer, “Ey Ebû Ubey­de, dünya herkesi değiştirdi, ama seni de­ğiştiremedi.”(7) buyurdu.

Ebû Ubeyde (r.a.) her bakımdan fazilet timsali bir sahabiydi. Allah’tan çok korkar, Resûl’ünün sünneti üzere hareket ederdi. Onun bütün hareketlerinde Al­lah korkusu hâkimdi. Son derece mütevaziydi. Şam’da vali iken şöyle diyor­du:

“Ben Kureyşliyim. Fakat teni kırmızı veya siyah biri yoktur ki, takva itibarıyla benden üstün olsun da, ben ‘Keşke bu adamın bedeni içinde ben olsaydım!’ de­meyeyim.”

Ebû Ubeyde (r.a) son derece cömertti. Elinde avucunda ne varsa muhtaçlara dağıtırdı. Bir defasında Ömer (r.a) kendisine 4000 dirhem göndermişti. Elçi­ye de, “Dikkat et, bakalım parayı ne yapacak?!” diye tembih etti. Elçi parayı teslim ettiğinde Ebû Ubeyde (r.a) bütün parayı muhtaçlara dağıttı.

Vazifesine bütün canıyla bağlı olan ve Re­sû­lul­lah (s.a.v) sevgisiyle coşan Ebû Ubeyde (r.a.), idaresi altındakileri öz evlatları gibi gözetirdi. Onun merhamet ve şefkati sadece Müslümanları değil, idaresi altında bulunan Hıristiyanları dahi içine almıştı. Bu sebeple Hıristiyanlar da ona hizmet ederler, düşman hareketle­rini kontrol ederek ona malumat verirlerdi.

Ebû Ubeyde bin Cerrah, Hicret’in 18. yılında 58 yaşındayken taundan vefat etti.

Allah onlardan razı olsun!

_______________________________
[1]Tirmizî, Menâkıb: 33.
[2]Mücâdele Sûresi, 22.
[3]Üsdü’l-Gàbe, 3: 85.
[4]Tirmizî, Menâkıb: 33.
[5]Asr-ı Saadet, 2: 66.
[6]Müsned, 1: 196.
[7]İsâbe, 2: 254; Üsdü’l-Gàbe, 3: 85.

Written by

The author didnt add any Information to his profile yet

Leave a Comment