Blog Sayfası

HomeSahabe HayatıSa’d bin Muaz Radıyallahu Anh

Sa’d bin Muaz Radıyallahu Anh

Sa’d bin Muâz (r.a.) kısa dünya hayatının sadece altı yılını Müslüman olarak ge­çirmesine rağmen, büyük hizmetlere vesile olan ve Rasulullah (s.a.v) için, “Ensar içinde en sevgili olma” şerefini kazanan bir sahabidir.

Sa’d bin Muaz (r.a), Evs kabilesinin Eşhel kolunun reisi olmakla birlikte, umumi manada Evs’in reisliği de onun üzerindeydi. Rasulullah’ın (s.a.v) Medine’de İslam nurunu yaymak için Hicret’ten önce göndermiş olduğu Mus’ab bin Umeyr (r.a.) vasıtasıyla kalbinde İslam davası kökleşmiş ve ondan sonra da bütün Evs kabilesinin hidayetine vesile olmuştur.

Mus’ab (r.a) önce Sa’d bin Muaz’ın (r.a) teyze oğlu olan Es’ad bin Zürâre’nin (r.a.) hanesine inmişti ve orasını faaliyet merkezi yaparak, Medine’de İslam’la müşerref olan­ların sayısını günden güne artırıyordu. O sıralarda henüz Müslüman olmamış bulunan Sa’d, bu durumdan çok rahatsızlık duyuyor, ancak işin içinde teyze oğlu bulunduğu için bir türlü mâni olamıyordu. Bir akrabasının evinde olup bitenlere müdahele etmeyi, mevkii ve mertliğiyle bağdaştıramıyordu. Nihayet bir gün, Abdüleşheloğullarının ileri gelenlerinden Üseyd bin Hudayr ile görüşmüş ve Mus’ab’ın faaliyetlerine son verme işini ona havale etmişti. Ne var ki, tehditkâr vaziyette Mus’ab’ın yanına giden Üseyd, onu dinledikten sonra hemen Müslü­man olmuş ve şöyle demişti:

“Ben size öyle bir kimse göndereceğim ki, o size tabi olursa, kavmi içinde herkes ona uyarak İslamiyet’e girer.”

Üseyd, Sa’d’ın yanına döndü, ama Müslüman olarak… Sa’d değişikliği hemen fark etmiş ve sormuştu:

“Üseyd, ne yaptın?!”

“Onlarla görüştüm ve bir fenalıklarını görmedim.”

Bu kadarcık bir cevap Sa’d’ın kızgınlığını tahrik etmeye yetmişti. Doğruca Es’ad’ın ve Mus’ab’ın bulunduğu yere gitti. Mus’ab, Sa’d’ı oturttu, ona İslamiyet’i anlattı ve Kur’ân okudu. Kur’ân dinledikçe Sa’d’ın kalbi inceldi ve oracıkta Müslüman oldu (r.anhum).

Sa’d bin Muaz (r.a)  hemen kalkıp gitti, temizlendi, Kelime-i Şehadet getirdi ve iki rekât namaz kıldıktan sonra yanına, kendisinden hemen önce Müslüman olmuş olan Üseyd bin Hudayr’ı da alarak kavmini toplantı yerine çağırdı. Reisi olduğu Abdüleşheloğullarının toplandığını gören Sa’d bin Muaz (r.a), onlara şöyle hitap etti:

“Ey Eşheloğulları! Beni nasıl tanırsınız?”

“Sen bizim efendimiz, en ileri görüşlümüz ve en güvenilir adamımızsın.” de­diler. Sa’d bu sözler üzerine şöyle dedi:

“Ben de size söylüyorum ki, sizler de benim gibi Allah’a ve Resûlüne iman edinceye kadar, ben içinizden erkek veya kadın, hiçbir kimseyle konuşmayaca­ğım!”

Sa’d bin Muaz’ın (r.a) bu konuşması, kabilesi üzerinde hemen tesirini göstermiş ve o gü­nün akşamına kadar, Eşheloğullarından erkek ve kadın, Müslüman olmayan kimse kalmamıştı.

Sa’d bin Muaz (r.a), İslam’a girdikten sonra eski şeref ve itibarı daha da artmış, Allah Resûlü’nün yanında sahabenin ileri gelenleri arasına dâhil olmuştu.

Bedir Savaşı öncesinde yapılan meşverette, feragat, fedakârlık ve cesaret te­rennüm eden konuşmalar yapan sahabilerden biri de Sa’d bin Muâz idi. Şöyle diyordu:

“Yâ Re­sû­lal­lah! Biz sana iman ettik ve seni tasdik ettik. Bize getirdiğin şeyin de hak olduğuna şehadet ettik. Seni dinlemek ve itaat etmek üzere de kesin vaatlerde bulunduk. Nasıl bilirsen öyle yap. Biz seninle beraberiz. Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, sen bize şu denizi gösterip dalarsan, biz de peşinden dalarız! Bizden hiç kimse geri kalmaz. Biz düşmana karşı gitmekten çekinmeyiz, harpte geri kalmayız. Allah’ın bereketiyle yürüt bizi.

“Ey Allah’ın Resûl’ü, sana bir gölgelik yapalım. Sen orada otur; biz düşmanla savaşalım. Allah bizi düşmana galip getirirse, ne âla. Zaten istediğimiz de bu­dur. Yok eğer mağlup olursak, sen hayvanına biner, Medine’ye dönersin.”

Rasulullah (s.a.v), Sa’d bin Muaz’ın (r.a) bu konuşmasından çok memnun oldu ve ona dua­da bulundu.

Sa’d bin Muaz (r.a), Uhud Savaşı’na da iştirak ederek büyük kahramanlıklar gösterdi. Bu savaşta Peygamberimizin etrafında etten bir duvar teşkil ederek koruyanlar arasında Sa’d bin Muaz (r.a) da vardı. Oğlu Amr da Uhud’da şehit oldu.

Aradan yıllar geçmiş, Hicret’in 5. senesinde Kureyş müşrikleri Medine’yi mu­hasara etmişlerdi. Müslümanlar çile ve mahrumiyetler içerisinde, kazdıkları bir hendekle kendilerini korumaya çalışıyorlardı. Muharebeler sırasında “İbnü’l-Araka” denilen bir müşrik, elinde yayı ile devamlı olarak Sa’d bin Muaz’ı (r.a) gözlüyordu. Neticede onun attığı bir okla Sa’d’ın kol damarlarından biri parçalandı. Sa’d bin Muâz, yarasının ağır olduğunu anlayınca hemen ellerini açıp dua etti:

“Yâ Rabbi! Eğer Kureyş’le aramızdaki harp devam edecekse ben hayatta ka­layım. Senin Peygamberine eziyet eden, onu yalanlayan bu adamlarla harp et­mekten hoşlandığım kadar başka bir şeyden hoşlanmıyorum. Eğer aramızdaki harp sona eriyorsa beni şehadet mertebesine yükselt. Yâ Rabbi! Bir de, Benî Kureyza’nın akıbetini bana göstermeden canımı alma…”

Rasû­lul­lah, hemen mescidin içine bir çadır kurulmasını emretmiş ve Sa’d bin Muâz’ı oraya yerleştirmişti. Eşlem kabilesinden Refîde’yi de onun tedavisine memur etmişti. Sık sık ziyaretine gelir, gönlünü alırdı.

Sa’d bin Muaz’ın (r.a) yarası ağırdı. Ancak henüz vade yetmemişti. İslam için göreceği mühim bir hizmet daha vardı.

Benî Kureyzâ Yahudileri daha önce Müslümanlarla ahit yaptıkları hâlde, Hendek Harbi sırasında müşriklerle iş birliği yapmışlar ve ahdi bozmuşlardı.

İslam’a girmeden önce Sa’d bin Muâz ile Benî Kureyzalılar arasında iyi münasebetler vardı. Onun için, Yahudiler ahdi bozmalarıyla ilgili hüküm ver­mek üzere Sa’d bin Muaz’ın (r.a) hakem yapılmasını teklif ettiler. Re­sû­lul­lah (s.a.v), Sa’d bin Muaz’ı (r.a) ha­kem yapmak üzere davet etti. Hasta ve yaralı vaziyette yatağından kalkan Sa’d bin Muaz (r.a), mühim bir hizmeti ifa etmek üzere yola çıktı. Kureyza mevkiine yaklaştı­ğında Allah’ın Resûl’ü şöyle buyurdu:

“Büyüğünüz, efendiniz geliyor. Ayağa kalkın, onu indirin.”

Daha sonra da Sa’d bin Muaz’a (r.a) dönüp, “Onlar hakkında hükmü­nü ver.” dedi.

Sa’d bin Muaz (r.a), eli silah tutanların kılıçtan geçirilmesine, çoluk-çocuklarının esir edilmesine ve malların Müslümanlara dağıtılmasına hükmetti. Bu hü­küm Tevrat’ta da vardı. Rasulullah (s.a.v)  bu hükümden çok memnun olarak şöyle buyurdu:

“Onlar hakkında Allah ve Resûl’ünün vereceği hükmün aynını ver­din.”

Sa’d bin Muaz (r.a) tekrar, Allah Rasûlü’nün kurdurmuş olduğu çadıra döndü. Rasû­lul­lah (s.a.v), Ebû Bekir ve Ömer de orada idi. Yarası tekrar açılmış, kanlar akmaya başlamıştı. Sa’d bin Muaz (r.a) artık yarasına aldırmıyordu. Çünkü Cenâb-ı Hak, müşriklerin Hendek Savaşı’nda hezimetini ve Benî Kureyza’nın perişanlığını ona göstermişti. Anbean şehadete yaklaşıyordu.  Âişe (r.a) der ki: “O sırada, Ebû Bekir’in ağıdını, Ömer’inkinden ayırt edemiyordum.” Âişe (r.a), Ra­sû­lul­lah’ın da ağlayıp ağlamadığını soran sahabiye şöyle cevap verir:

“O, kimseye ağlamazdı. Fakat birisi için üzüldüğü zaman sakalını tutardı. Bu sefer de sakalını tutmuştur.”

Sa’d bin Muâz, altı senelik bir İslami hayattan sonra şehit olarak vefat etti.

Vefatı üzerine Rasulullah (s.a.v), “Sa’d’ın cenazesi üzerine Rahmân’ın Arş’ı tit­remiştir,” “Sa’d bin Muâz için, daha önce yeryüzüne ayak basmamış 70 bin melek inmiştir.” buyurdu.

Sa’d bin Muâz’ın (r.a.) cenazesi taşınırken münafıklar, “Ne de hafif bir cena­ze!” diyerek alaya aldılar. Bu sözler Ra­sû­lul­lah’a ulaştığında, “Onun cenazesini muhakkak melekler taşıyordu.” buyurdu.

Sa’d bin Muaz’ın (r.a) defnedilmesinin üzerinden bir müddet geçmişti. Bir zat onun kab­rinden bir miktar toprak almıştı. Toprağın etrafa misk gibi bir koku yaydığını hissetti. Peygamberimiz de bunu gördüğünde, “Subhanallah, Subhanallah!” de­di.

Rasulullah için Muhacirler içinde en sevgili insanın Ebû Bekir, Ensar içinde Sa’d bin Muâz olduğu rivayet edilir.

Bir defasında Allah’ın Rasûl’ü, kendisine hediye edilen bir elbisenin çok yu­muşak olduğunu söyleyen sahabilere şöyle demiştir:

“Siz bunun yumuşaklığı­na mı hayret ediyorsunuz? And olsun ki, Sa’d bin Muâz’ın cennetteki mendille­ri bundan daha hayırlı ve daha yumuşaktır.”

Resûl-i Ekrem, Sa’d bin Muâz’ı gerçekten severdi. Vefatından sonra da onun meziyetlerini ve manevi makamını yâd ederdi.

Allah onlardan razı olsun!

Written by

The author didnt add any Information to his profile yet

Leave a Comment